|
Emekli Albay Sarızeybek, ‘İhaneti Gördüm’ adlı kitabında PKK’nın Şemdinli’ye girmesini önlemek için geceleri havan mermileri ve roketlerle suni çatışma yarattıklarını yazdı: “Bu çılgınlıktı, çılgınlığımızın nedeni de çaresizlikti, yoksa katliam olacaktı.”
Emekli Albay Erdal Sarızeybek, ‘İhaneti Gördüm’ adlı kitabında, 1992-1994 yılları arasında Şemdinli Jandarma Hudut Tabur Komutanıyken halkı korumak ve PKK’nın şehir merkezine girmesini engellemek için çatışma yarattığını yazdı. Sarızeybek, anılarını anlattı.
Terörün en kanlı yıllarına şahit olan Sarızeybek, anılarını yazdığı kitabında, mizansen çatışma yaratmalarının nedenini, “Başka çaremiz yoktu, PKK teröristleri üç taraftan kuşattıkları Şemdinli’ye girseydi katliam olurdu” sözleriyle açıkladı.
ŞEMDİNLİ’DEKİ MİZANSEN SALDIRILAR ÜZERİNE
Kitabınızda 1992’de Şemdinli’de 120 mm’lik havan aydınlatma mermisini ilçe merkezine attığınızı, önceden belirlediğiniz hedeflere makineli tüfeklerle ateş açıp, roketleri ateşleyerek tam bir çatışma havası yarattığınızı yazmışsınız. ‘Terörle mücadele adına bazı çılgınlıklarımız’ diye nitelendirdiğiniz bu olayı anlatır mısınız, neden böyle bir yönteme başvurdunuz?
1991 Körfez Savaşı’ndan sonra PKK Kuzey Irak’a yerleşti. Botan Bestinan savaş hükümetini Şemdinli hudut hattına kurmayı amaçlayan Öcalan’ın hedefi Şemdinli idi. Şemdinli üç taraftan kuşatılmıştı. Biz dağlarda onlarla çatışmaya girdik, bu zaten askerin görevidir, asker bunu tabii ki yapacak. Ama biz Şemdinli’ye baskın yapılacağından korktuk. 1992 Cizre ve Şırnak’taki Nevruz olaylarını hatırlayın, şehrin içinden askerin üzerine ateş açılınca, asker de karşılık verdi ve vatandaşlar mağdur oldu. PKK bunu kullanarak “Silahlı kuvvetler masum halkı öldürüyor” dedi. İşte biz de bundan korktuk. Hakimler, savcılar ve kaymakamla toplantı yaptık ve bir karar aldık.
Dedik ki önce bir çatışma ortamı hazırlayalım, ertesi gün de “Eğer teröristler şehrin içerisine girerse karşılaşacağınız manzara bu ve bundan siz de zarar göreceksiniz, o zaman size düşen görev; PKK’dan haber aldığınızda en kısa sürede bize haber vermeniz, onlara yardım etmemeniz ve eğer irtibatınız var ise şehre girmelerini engellemeniz” diye halka anlatalım dedik. Çünkü şehit vereceğiz, karşılığında ateş açacağız, o zaman PKK bunu yine aleyhimizde kullanacak. Telsizlerle PKK’lılara da haber saldık; “Dağa gelin, bizimle çatışın, şehre girmeyin” dedik.
Planım şuydu; 120 mm’lik havan aydınlatma mermisini ilçe merkezi üzerine atacaktık, önceden belirlenmiş hedeflerin üzerine makineli tüfekle ateş açacak sonra da roketleri ateşleyip şehir üzerinde tam bir çatışma havası yaratacaktık. Ertesi sabah halkı şehir meydanında toplayıp böyle bir çatışmanın sonuçlarını gösterecektik. Dediğimiz gibi de yaptık. Haftada en az bir kez bu uygulama Şemdinli’de yapılır oldu, hem de uzunca bir süre. Belki delilik ya da çılgınlık diyeceksiniz ama sonuç aldık ve halkın zarar görmesini engelledik, gerisi önemli değil.
Böyle bir çatışma ortamı yaratmaktan başka bir çözüm yok muydu? Yoktu, çaresiz kalmıştık. Düşünün; Şemdinli’de İran’ın Şerme, güneyde Hakurke, batıda Basyan kampından yani üç koldan kuşatılmışsınız. Şehrin içinde de dört kamptan kuşatılmışsınız. Bütün karakollar, korucu köyleri ve Şemdinli merkezi tehdit altında. Yola çıkamıyorsunuz mayına basıyorsunuz, köyü koruyamıyorsunuz, köylüler ve korucular öldürülüyor. Yani yaptığımız bir çılgınlıktı ama çılgınlığımızın nedeni çaresizliğimizdi.
İstediğimiz sonucu aldınız mı peki?
Evet, biz o gece orada çatışma havası yarattık ve bu uzun bir süre devam etti. Ve ben orada iki sene kaldım, iki sene boyunca PKK Şemdinli’ye giremedi. Şemdinli’nin bütün dağlarında çatışma olmuştur, PKK’lı da öldürülmüş, asker de şehit olmuştur ama Şemdinli merkezinde hemen hemen hiç terör olayı olmamıştır.
EMEKLİ KORGENERAL TOKAT’IN BOMBALAMA İTİRAFI ÜZERİNE
Emekli Korgeneral Altay Tokat’ın, 1995-1998 yıllarında görev yaptığı Güneydoğu’ya yeni gelen memurlarla hâkimlerin ‘işlerini ciddiye alıp hizaya girmeleri’ için bu kişilerin evlerinin yakınlarına birkaç bomba attırdığını itiraf etmesi olay olmuş ve Tokat hakkında 6 yıla kadar hapis istemli dava açılmıştı. Sizin hakkınızda da böyle bir dava açılabilir mi?
Emekli Korgeneral Altay Tokat’ın açıklamaları ile benim belirttiğim olayın hiçbir ilgisi yok. O general, ‘istediğimiz yerlere ateş ediyorduk ve bomba atıyorduk’ diyor. Bizim olayımız bir asayiş tedbiridir. Hakimler, savcılar kaymakam ve şehrin halkıyla konuşularak ve halkı korumak adına yapılmış bir olaydır. Türk Ceza Kanunu’nda zorunluluk hali denen bir durum var, kendi hayatınızı kurtarabilmek için gerekli tedbirleri almak, hatta adam öldürmek suç değildir, meşru müdafaa vardır. Yani idari yasalar açısından da ceza kanunu açısından da benim yaptığım şey suç değil.
Altay Tokat da “Bu bir suç değil, bunların hepsi eğitim amaçlı, harekât planlarının bir parçası ve güvenlik önlemiydi” demişti.
Bizim olayımız çok farklı, biz çok çaresiz kalmıştık. Çünkü PKK, Şemdinli’ye girseydi katliam olacaktı. Bizim askeri gücümüz 2 bin kişi ise PKK’nın sayısı 5 bin ya da 7 bin idi. Biz Şemdinli’yi bir felaketten koruduk. Hakkımda bir dava açılamaz çünkü Altay paşanın yaptığı uygulama ile benim kitapta anlatmak istediğim olay birbirinden çok farklı.
Kitabınızda ‘Psikolojik harekat bir uzmanlık işidir, bir ekip işidir. PKK’nın yıllardır sürdürdüğü psikolojik harekata karşın biz ne yapıyoruz’ diye soruyorsunuz. Şemdinli’de yaratılan bu çatışma havası psikolojik harekatın bir parçası mı?
O yılları düşünüyorum da biz o uygulamayı kaymakam ve savcıyla konuşurken bir psikolojik harekatın parçası olarak mı yaptık yoksa halkın gerçekten canını korumak için mi yaptık, bunu anlatmak gerçekten çok zor. Savaş taktiği ya da psikolojik harekat diye hiç düşünmedik, tek amacımız halkımızı ve canımızı korumaktı. Çünkü sadece 1992’nin Ağustos ayında 74 şehit vermiştik.
ERDOĞAN VE ÖZAL ÜZERİNE
Kitapta Başbakan Erdoğan’ın, “Önce içerideki 5 bin teröristi halledin sonra dışarıdaki 500 teröriste bakarsınız” ve “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” gibi sözlerine de yer vererek Erdoğan için “Turgut Özal’ın siyasi oğlu” benzetmesini yapmışsınız. Siyasilerin PKK sorununa yaklaşımı ile ilgili tespitleriniz de göze çarpıyor.
Başbakan Erdoğan’ın demeçlerini doğru bulmuyorum. Eskiden Özal’ın yaptığını bugün Erdoğan yapıyor ve onlarla anlaşmaya çalışıyor, Erdoğan Özal’ın siyasi oğlu lafını bunun için ettim.
Emekli albay Erdal Sarızeybek
Çünkü Özal’ın başlattığı işi bitirmeye çalışıyor. Siz devletin başbakanısınız, emrinizde Genelkurmay Başkanlığı, MİT, emniyet var. Size verilen brifinglerde PKK’nın eylemleri, sayıları, yerleri her şey anlatılıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri komutanının, Kuzey Irak’a harekat yapıldığı takdirde PKK’ya darbe vurabiliriz açıklaması üzerine, Başbakan “Önce içerideki 5000 teröristi halledin” diyor. Bu, “PKK Kuzey Irak’ta değil, PKK Türkiye’dedir” mesajını PKKlılara vermek demektir. Bu, “Siz Türkiye içinde eylem yapın ki sizin Türkiye içinde olduğunuz ortaya çıksın ya da böyle bir imaj yaratılsın, Kuzey Irak’taki varlığınız ikinci plana atılsın” demektir.
TERÖRÜN RANTI ÜZERİNE
“Terör bir oyun oldu, terörist ise bir oyuncak. Terör bir rant kapısıdır, tüm kaçakçılık kontrollerindedir, terör bir mafyadır” diyorsunuz, buradaki rant kimler tarafından paylaşılıyor, doğudan da batıdan da haraç alındığını ve birtakım karanlık ilişkilerin bulunduğunu söylemişsiniz...
1. Dünya Savaşı’nda dünya birbirine girmiş, işi 4 yılda bitirmişler, İstiklal Savaşımız 1919’da başlamış, 1922’de bitmiş yani 4 yıl sürmüş. 2. Dünya Savaşı 6 yıl sürmüş. Bu ne biçim bir savaş ya da ne biçim bir oyundur ki 30 yıldır sürüyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir terör olayıyla nasıl mücadele ediyor ki bu 30 yıl sürüyor, bunun bir oyun olmasını bu süreçle açıklıyorum. Bu oyunun bir siyasi bir de para rantı var. Biz terörle mücadeleye 200 milyar dolar harcamışız. Abdullah Öcalan’ın ifadesine göre yıllık gelirleri 250 milyon dolarmış, bunu süreçle çarparsanız yaklaşık 7.5 milyar dolar da Öcalan harcamış. PKK, Irak ve İran sınırındaki gümrük noktalarından geçen her uyuşturucudan, her silahtan, her kaçaktan para alıyor, buradan gelen büyük bir rant var.
Türkiye yıllardır terörle beslenen rantı konuşuyor, çeşitli çevrelerce ‘Askerler de bu ranttan yararlanıyor, Güneydoğuda terör bu yüzden bitmiyor’ şeklinde iddialar ortaya atılıyor, siz bu iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk Silahlı Kuvvetleri terörü bitirirdi, terörün bitmeyişinin ana sebebi bizi yöneten politikacılardır. Bunların başında da Özal gelir. DTP seçimlerde nereden aday gösterdiyse seçtirdi. Bu nasıl bir partidir ki girdiği her yerde seçimi kazandı. Terörist Öcalan, DGM’deki ifadesinde, ’1993’te PKKlılara DEP’e oy vermeyen herkesi tavuklarına kadar öldürün dedim’ diyor. PKK doğuda devlet otoritesinin yerine geçti, ne derse o oluyor. Siyasiler de terörden rant elde ediyor. TSK mensupları orada ölüyor, ölüm üzerinden, şehit üzerinden rant olmaz.
JİTEM Komutanı Binbaşı Cem Ersever’i de terörden rant elde edenlerin öldürdüklerini söylemişsiniz...
Ersever istifa ederken, “Bizi yönetenlerin terörle mücadelede bir konseptlerinin olduğunu inanmıyorum, dağda tek terörist kalmayıncaya kadar bu mücadele sürdürülmelidir, bunlar sürdürmüyorlar onun için istifa ettim” dedi. Ondan sonra da öldürüldü. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in Ersever’in ölümüyle ilgili bir açıklaması var; “Bu bir iç hesaplaşmadır” diyor ve olayı kapatıyor. Ersever terörden gelen rantı da anlatıyordu, onu siyasi rantın açığa çıkmasından korkan ve rant elde eden kişiler öldürdü. İç hesaplaşma dediği yer, mesela Susurluk benzeri bir olay kapsamı içerisinde düşünebilirsiniz. Siz Susurluk’u görürsünüz, açıklama yapmaya kalkıp bunun yanlış olduğunu söylediğiniz anda da sizi öldürürler. Ersever de bu olayı görmüş ve önlemeye çalışmıştır ve öldürülmüştür. Derin devlet mi değil mi nasıl adlandırırsanız adlandırın, ben terörden rant elde edenler diyorum.
(NTV)
|